6
SENDIKAL HAKLARI IZLEME AĞI
açmıştır. Davada işverenin iki temel savı ileri sürdüğü
görülmektedir: Birincisi, Basın-İş Sendikası’nın grev
kararı aldığı tarihte işyerinde bulunan işçi sayısı yetki
tespiti tarihindeki sayısının dörtte üçünün altına inmiştir.
İkincisi ise sendika tarafından uygulamaya konulan greve
katılan işçi olmadığı için grev anlamını yitirmiştir, sendika grev yapamamaktadır. İşveren bu iki iddiaya dayalı
olarak 6356 sayılı yasada tanımlı bu durumlara dayalı
olarak sendikanın yetkisinin düşürülmesini talep etmiştir.
Gerçekten sadece biçimsel olarak bakıldığında, sendikalı
işçilerin işten atılması ve muvazalı altişverenlere geçirilmesi sonrasında sendika başlangıçtaki üye sayısının
¾’ünün altına inmiş durumdadır. Oysa ki, yukarıda vurguladığımız gibi ÇSGB müfettişleri, işyerinde yaptıkları
denetimlerde işverenin toplu sözleşme yapılmasını önlemek için muvazaalı alt işveren uygulamasına gittiğini ve işyerindeki işçilerin zorla kurulan fason şirketlere
aktarıldığını tespit etmiştir ve alt işveren işyerlerinde
istihdam edilen işçilerin başlangıçta itibaren Pilenpak
Ambalaj işçisi olarak işlem görmesi gerektiğini ortaya
koymuştur. Ancak işveren teftiş kurulu raporuna itiraz
edip dava konusu yaptığı için, işçilerin kayıtları asıl işveren olan Pİlenpak’a geçirilememiştir.
İşveren grevin durdurulması ve sendikanın yetkisinin düşürülmesi için açtığı dava ile bir anlamda kendi muvazaası ile menfaat devşirmeye çalışmaktadır.
Nitekim yerel mahkeme ve istinaf çelişkili bir şekilde
“grevin durdurulması” ve sendikanın yetkisinin devamına
karar vererek, Anayasal bir hak olan grevi fiilen uygulanamaz kılmış, sendikanın yetkisini düşürmeyerek de
toplu sözleşme ve grev yetkisine sahip olmayan kadük
bir yetkinin devamına karar vermiştir. Yerel mahkemenin kararına dayalı olarak sendika grevi 58. Gününde
bitirmek zorunda kalmıştır. Ancak sendikanın itirazı üzerine Yargıtay, yerel ve istinaf mahkemelerinin kararını
bozmuş, muvazaalı altişveren ilişkisine ilişkin davanın
bekletici sebep sayılması ve kararın bu davanın sonucuna göre verilmesi gerektiğini belirtmiş ve grekli incelemenin yapılması için dosya istinafa geri gönderilmiştir
(dava süreci sürmektedir). Bu süreçte işverenin altişveren
ilişkisine ilişkin davası da aleyhine sonuçlanmış, alt işverendeki işçilerin başlangıçtan itibaren asıl işverenin
işçisi sayılması yönündeki bakanlık tespiti kesinleşmiştir.
Ancak yerel mahkeme muvazaa iddiasını bekletici sebap
saymadığı için grev fiilen bitirilmiş durumdadır. Yargıtay
kararına dayalı olarak istinaf mahkemesi grevin devamı
yönünde kararını değiştirse bile, grev hakkı fiilen kullanılamaz kılınmış durumdadır.
4. GREV OYLAMASININ
VE TOPLU SÖZLEŞMENIN
ENGELLENMESI
İşverenin muvazalı altişveren uygulamasının bir başka sonucu da işçiler tarafından talep edilen grev oylamasının işyerinde uygulanamamasıdır. Şöyle ki, grevin
kararının alınmasının ardından 26.02.2024 tarihinde 106
işçi ıslak imzalı dilekçeyle grev oylaması talebiyle Manisa Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğüne başvurmuştur.
05.03.2024 tarih ve 347068 sayılı yazısıyla Manisa Çalışma
ve İş Kurumu İl Müdürlüğü, SGK kayıtlarına göre grev
oylaması talep eden işçilerden 12’sinin Pilenpak Ambalaj listesinde göründüğünü, diğerlerinin Bakanlık Teftiş
Kurulu Başkanlığınca muvazaalı olduğu tespit edilen alt
işverenlerde kayıtlı olduğu, bu nedenle yasada aranan
dörtte birlik oranın sağlanamadığı gerekçesiyle grev
oylaması talebini reddetmiştir. Böylece işveren kurduğu
ve bakanlığın muvazalı olduğunu tespit ettiği şirketlere
işçileri zorla geçirerek grev oylamasını engellemiştir. Eğer
işçiler grev oylamasında “hayır” sonucu çıkarabilse toplu
sözleşme Yüksek Hakem Kurulu ile sonuca bağlanacak
ve işyerinde toplu sözleşme bağıtlanmış ve sendika da
meşru bir şekilde işyerinde yer alabilecekti.
SONUÇ
Kısaca işveren başlangıçtan itibaren işçilerin anayasal
sendikal haklarına saygı göstermemekte ve toplu
sözleşme yapılmasını engellemek için hukuka, ahlak
ve iyi niyet kurallarına aykırı işlem ve uygulamalara
başvurmaktadır.