ÖRGÜTLENME ÖZGÜRLÜĞÜ, TOPLU PAZARLIK VE ENDÜSTRİYEL İLİŞKİLER
Madde3. İşçi örgütlerinin kendi faaliyetlerini düzenleme ve programlarını belirleme hakkı. Komite, önceki yorumlarında,
6356 sayılı Kanun'un 63. maddesinin 1. fıkrasının çağrıda bulunulan veya başlatılan ve hukuka uygun olan bir grev veya
lokavtın, kamu sağlığı veya milli güvenlik açısından sakıncalı olduğu gerekçesiyle Bakanlar Kurulu kararıyla 60 gün
süresince askıya alınabileceğini ve bu askıya alınma dönemi boyunca bir anlaşmaya varılamaması halinde uyuşmazlığın
zorunlu tahkime götürüleceğinin öngörüldüğüne işaret edildiğini hatırlatmaktadır. Bir süredir Komite, Örgütlenme
Özgürlüğü Komitesi (CFA) ile birlikte, Hükümet'in 6356 sayılı Kanun'un 63. maddesinin işçi örgütlerinin faaliyetlerini
hükümet müdahalesinden uzak bir şekilde düzenleme hakkını ihlal edecek şekilde uygulanmamasını sağlamasını talep
etmektedir. Komite, 22 Ekim 2014 tarihli kararında Anayasa Mahkemesi'nin 62. maddenin 1. fıkrası kapsamında
bankacılık hizmetleri ve belediye ulaşım hizmetlerine ilişkin grev ve lokavtların yasaklanmasının anayasaya aykırı
olduğuna hükmettiğini kaydetmektedir. Ancak, Komite aynı zamanda 3021 No'lu Vaka'ya ilişkin son incelemesinde,
CFA'nın yakın tarihli 678 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) uyarınca Bakanlar Kurulu'nun yerel ulaşım
şirketlerindeki ve bankacılık kuruluşlarındaki grevleri 60 gün süresince erteleyebildiğini belirttiğinden söz etmiştir. Bu
konuda, CFA Hükümet'i Uzmanlar Komitesi'ne, konunun mevzuata ilişkin yönlerini bu Komite'ye yönlendirerek, 678
sayılı Kararname'nin uygulanışına ilişkin detaylı bilgi sunmaya davet etmiştir (bkz. 382. CFA Raporu, Haziran 2017,
paragraf 144). Komite bu bağlamda, 678 sayılı KHK'nın büyükşehir belediyelerine kentsel toplu taşıma ve bankacılık
hizmetlerine ilişkin grevleri erteleme imkânı verdiğini belirten ve 63. madde kapsamında 2017 yılındaki olağanüstü hal
durumunda beş grevin askıya alındığını iddia eden DİSK 2018 gözlemlerine işaret etmektedir. Komite, Hükümet'in bu
grevlerin enerji, cam, çelik, ilaç ve bankacılık sektörlerinde gerçekleştirileceği ve 24.000 işçiyi kapsayacağı ve milli
güvenlik, kamu sağlığı ve ekonomik ve finansal istikrar açısından bir tehdit olarak değerlendirildiği yönündeki beyanına
yer vermektedir. Hükümet ayrıca çelik ve bankacılık sektörlerindeki uyuşmazlıkların nihayetinde zorunlu tahkime
götürüldüğünü, diğer tüm vakalarda ise taraflar arasında anlaşma sağlandığını belirtmektedir. Hükümet son olarak, bu beş
vaka dışında, olağanüstü hal sırasında grev hakkına ilişkin herhangi bir kısıtlama olmadığını ve 20 işyerindeki işçilerin
greve gittiğini ifade etmektedir. Komite, Anayasa Mahkemesi kararının kentsel toplu taşıma ve bankacılık sektörlerindeki
grev yasağını kaldırmasının hemen ardından bir kararnamenin büyükşehir belediyelerine bu sektörlerdeki grevleri
yasaklama yetkisi vermesini kaygıyla belirtmektedir. Komite ayrıca, 2017 yılında cam sektöründeki de dâhil olmak üzere
milli güvenliğe tehdit gerekçesiyle beş grev askıya alınırken, 2015 yılında T.C. Anayasa Mahkemesi'nin aynı sektördeki
bir grevin askıya alınmasını anayasaya aykırı bulmasını kaygıyla kaydetmektedir. Komite grev hakkının yalnızca Devlet
adına yetki kullanan kamu görevlilerine yönelik olarak, kelimenin tam manasıyla temel hizmetlerde ve ağır ulusal veya
yerel kriz kurumlarında, kısıtlı bir süre için ve durumun gereklerini yerine getirecek kapsamda kısıtlanabileceğini veya
yasaklanabileceğini hatırlatmaktadır. Anayasa Mahkemesi'nin bu sektörlerdeki grevlerin askıya alınmasını anayasaya
aykırı bulduğu kararını hatırlatarak, Komite Hükümet'in 6356 sayılı Kanun'un 63. maddesinin ve 678 sayılı KHK'nın
uygulanmasında yukarıdaki ilkeleri dikkate almasını talep etmektedir. Ayrıca Hükümet'in 678 sayılı KHK'nın bir
kopyasını sunmasını da talep etmektedir.
Komite, ITUC tarafından ileri sürülen, Temmuz 2018 tarihinde kabul edilen 5 sayılı Kararname'nin, doğrudan
Cumhurbaşkanlığı'na karşı sorumlu olan bir kurum olan Devlet Denetleme Kurulu'na (DDK) sendikaları, meslek
kuruluşlarını, vakıfları ve dernekleri istediği zaman inceleme ve denetleme yetkisi verilmesini öngördüğü iddiasını
belirtmektedir. ITUC'a göre, sendikaların tüm dokümanları ve faaliyetleri mahkeme emri olmaksızın incelenebilmektedir
ve DDK, sendikaların yöneticilerini görevden alma veya değiştirme takdirine sahiptir. Komite, Hükümet'in bu konuya
ilişkin olarak, DDK'nın incelemelerini hukuka uygunluğu, düzenli ve verimli işleyişi sağlamak ve idareyi geliştirmek
amacıyla gerçekleştirdiği ve sendikaların iç işleyişine müdahale etme amacı taşımadığı şeklindeki beyanını
kaydetmektedir. Hükümet ayrıca sendika yöneticilerini işten çıkarma veya görevlerini askıya alma yetkisinin yalnızca
kamu görevlilerine yönelik bir düzenleme olduğunu eklemektedir. Yetkili makamlara sendikaların iç işleyişi üzerinde,
yıllık finansal rapor sunma yükümlülüğünün ötesine geçen genişletilmiş kontrol yetkileri sağlayan herhangi bir
kanunun Sözleşme'ye aykırı olduğunu hatırlatarak, Komite yukarıdaki ilkeye göre Sözleşme'ye uygunluğun kapsamlı
bir şekilde incelenmesi için Hükümet'in 5 sayılı Kararname'nin bir kopyasını iletmesini talep etmektedir. Komite
ayrıca Hükümet'in 5 sayılı Kararname uyarınca gerçekleştirilen incelemeler veya denetimlere ve sonuçlarına ilişkin
olarak, varsa sendika yöneticilerinin işten çıkarılması veya görevlerinin askıya alınması durumları da dahil olmak
üzere spesifik bilgi sunmasını talep etmektedir.
Madde 4. Sendikaların feshi. Komite, DİSK'in 667 sayılı KHK uyarınca, 22.000 ve 30.000 civarında üye sahibi olan
Cihan-Sen ve Aksiyon-İş'e bağlı 19 sendikanın, Fetullahçı Terör Örgütü / Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ / PDY) ile
bağlantılı oldukları gerekçesiyle kapatıldığını iddia ettiği gözlemlerine değinmektedir. DİSK ayrıca, bu KHK'da bulunan
bir hükmün “Milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği
veya bağlılığı ya da bunlarla irtibatı belirlenen ve ekli listelerde yer almayan sendikalar, federasyonlar ve
konfederasyonlar, komisyonun teklifi ve ilgili bakanın onayı ile kapatılır” ifadesine yer verdiğini eklemektedir. Komite,
sendika örgütlerinin feshedilmesi veya askıya alınmasının, yetkili makamların örgütlerin faaliyetlerine müdahalesinin
aşırı bir biçimi olduğunu ve dolayısıyla beraberinde tüm gerekli teminatların sağlanması gerektiğini hatırlatmak
istemektedir. Bu yalnızca, aynı zamanda yürütmeyi durdurma etkisine de sahip olması gereken normal bir yargısal
prosedür ile sağlanabilir. Komite, 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişimi sonrasında Türkiye'nin ağır bir
ulusal kriz durumunda olduğunu ve bu süre içinde olağanüstü hal sırasında kararnameler ile sendikaların feshedilmesine
karşı başvuruların yapılabildiği ve kararlarının Ankara mahkemelerinde temyiz edilebildiği bir Soruşturma Komisyonu
kurulduğunu ifade etmektedir. Komite, 1949 tarihli ve 98 sayılı Örgütlenme ve Toplu Pazarlık Hakkı Sözleşmesi'nin
Türkiye'deki uygulanışına ilişkin sunduğu yorumda bu Komisyon'un rolünü incelemiştir. Komite, Soruşturma
165